Friday, September 15, 2006

Radikalizmi Onlemek icin..

İngiltere, radikalizmi önlemek için müslüman kadınları iş ortamına çekiyor

İngiltere hükümeti, ülkede artan radikalizmi, aşırı İslamcılığı yenmek için Müslüman kadınlara ücretsiz olarak çeşitli kurs ve iş imkanı sağlayacağını duyurdu.

Geçtiğimiz yıl Londra'daki terör saldırıları ve Heathrow Havaalanı'ndaki komplo olayından sonra Müslümanlara karşı ayrımcılık yapıldığı söylenilen İngiltere'de, hükümet açıkladığı yeni planında aşırı İslamcılığı yenmek için Müslüman kadınları iş ortamına çekmek istediği ortaya çıktı. Yeni planı açıklayan Eğitim Bakanı Ruth Kelly, Müslüman kesim içinde erkek egemenliğine karşı kadınlara yardım etmek istediklerini söyledi. Kelly, ülkedeki tüm yetkililere, okullarda bilgisayar, mühendislik ve endüstri gibi popüler alanlara yönledirmek için kız öğrencilerin cesaretlendirilmesini istediklerini belirtti. Şimdiden Accenture, BAE System ve BP gibi şirketlerin bu plana destek verdikleri belirtilen proje kapsamında, bu şirketlerin, kendi çocuklarına bakmaları konusunda da Müslüman kadınlara yeterli düzeyde izin verileceği belirtiliyor.

Proje çerçevesinde hükümet tarafından şimdiden 10 milyon sterlin ödenek hazırlandı. İngiltere'deki özellikle Müslüman annelere yönelik hazırlanan projede, kadınlara iş imkanı sağlamak için en üst düzeyde eğitim verilecek. Proje ayrıca, İngilizce konuşamayan ve evlerinde çocuklarına bakmak zorunda kalan Asyalı anneleri de kapsayacak. Ülkenin banliyö mekanlarında aşırı İslamcılığı en aza indirmek için çalıştıklarını söyleyen Ruth Kelly, İngiltere'deki kültür yapısını oyun alanından alıp görüşme alanına, eğitim alanına çekmek istediklerini vurguluyor. Müslüman kadınların iş hayatına atılmalarının önemine değinen Kelly, "İngiltere'de iş gücüne atılan kadınların sayısının artması ve onlara daha iyi iş imkanı sağlanması, ülkenin ekonomisine yılda 23 milyar sterlin dolayında katkı sağlayacaktır." dedi.

Ülkedeki Müslümanlar ise, plana kuşkuyla bakıyor. Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Yasemin Irak isimli vatandaş, projenin kadınlara yarar sağlamakla birlikte kafalarda soru işareti bıraktığı belirterek, "Ne olursa olsun yine de Müslümanlar hep radikal olarak görülecekler. Bence öncelik, Müslüman kadınlara bu tür eğitim imkanları sağlamak yerine İngiliz vatandaşların gerçek İslamı anlamaları yönünde çalışmalar yapmaktır."dedi.

Zaman-Kamuran Samar

Thursday, September 14, 2006

Peygamber Efendimiz'in (sav) Bir Günü

Sabah
Yeryüzünde günlük hayat sabah gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına; kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan külli bir zikir halkasına otururlar. Zira bu saatler baharın başlangıcına, insanın rahm-ı madere düştüğü döneme, yer ve göklerin altı günlük yaratılış serencamesinin birinci gününe benzer, onları hatırlatır ve onlardaki şuunât-ı İlahiyeyi ihtar eder. İnsan da, diğer varlıkların cibillî bir şekilde kurmuş olduğu zikir halkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar.

Öğle
Öğle zamanı, bir yılla kıyaslandığında yaz mevsiminin ortasına, insan ömrüyle kıyaslandığında gençliğin kemaline, dünyanın ömrü ile kıyaslandığında dünyada insanın yaradılış devrine benzer ve onlardaki rahmet tecellilerinin nimetlerini hatırlatır.

İkindi
İkindi vakti, yıl içinde güz mevsimine, insan ömründe ihtiyarlık vaktine, peygamberlik silsilesinde son Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in saadet asrına benzer. Günlük işlerin sona ermeye başladığı, gün içinde mazhar olduğumuz sağlık, selâmet ve hayırlı hizmet gibi İlahî nimetlerin meyvesinin alındığı zamandır. Güneşin batmaya yüz tutması ile de insan, dünyada bir misafir olduğunu, her şeyin geçici olduğunu anlar. İşte bu zaman diliminde, ebediyet isteyen, ebed için yaratılan ve ayrılıktan acı duyan insan ruhu, ikindi namazını kılarak Allah’a münacât eder, zevalsiz ve nihayetsiz rahmetine iltica eder, hesapsız nimetlerine karşı şükür ve hamd eder.

Akşam
Akşam vakti, güz mevsiminin sonunda pek çok canlının ölmesine benzer şekilde, hem insanın bir gün vefat edeceğini, hem de kıyametin başlangıcında dünyanın harap olacağını ihtar eder. Böyle bir anda insan ruhu, şu önemli işleri yapan Zat’ın dergâhına durmayı, "Allahü Ekber" diyerek fani olan her şeyden el çekip O’na hamd etmeyi, O’nu tesbih etmeyi, büyüklüğünü bir daha haykırmayı şiddetle arzu eder.

Yatsı
Yatsı vaktinde karanlık her tarafı kaplar, gündüz görünen şeyler adeta yokluğa gömülür, sanki vefat etmiş insanın geriye kalan eşyası da arkasından vefat edip unutulur. İmtihan için verilen dünya hayatının bütünüyle sona erdiğinin bir göstergesi gibidir. Adeta mutlak tasarruf sahibi olan Allah’ın yüceliği, ülfet perdesine sık sık gömülen insanoğluna bir daha gösterilmektedir. Çünkü Allah (c.c.) gece ile gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti bir kitabın sayfaları gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir. İşte aciz, zaif, muhtaç ve geleceği karanlık gören insan bu vakitte yatsı namazını kılarak, her şeye gücü yeten ve gerçek bir dost olan Allah’a yönelir, dayanır ve sığınır. Onu unutan ve karanlığa gömülen dünyayı, o da unutup, dertlerini dergâh-ı rahmete döker. Ayrıca ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya dalmadan önce son ibadetini yapıp, günlük hesap defterini güzelliklerle kapatmak ister.

Gece
Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i berzahı hatırlatarak insan ruhunun Allah’ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla gece kılınacak teheccüd namazı, kabir gecesinde ve berzah karanlığında önümüzü ve evimizi aydınlatacak vazgeçilmez ışık kaynağımız olacaktır.

Prof.Dr Abdulhakim YÜCE

Yazinin tumu >>>

Hayirli Cumalar..

ucalim, ucuralim..

bu sene beni ucuracagini soyleyip, istanbul'a gitmeme 2 hafta kala ucusumu iptal eden easyjet turkce internet sitesini hizmete acti. hayirli olsun diyelim..

Kemerlerimizi Takalim, Kurallara Uyalim.

Londra'da 18 Eylul'den itibaren uygulamaya konacak olan yeni yasaya gore: 12 yasina kadar olan cocuklarin boylarina uygun arac koltuklari ya da yukseltici yastiklar kullanarak kemer takmasi zorunlulugu getirtildi. Aracta bulunan herkesin kemer takmasi sart. Kurallara uymayanlara 500 pounda varan para cezasi kesilecek..

Nefs..

"Men arefe nefsehu, fegad arefe rabbehu"

Nefsini taniyan Rabbini de tanir..

"Men alime nefsehu, fegad alime Rabbehu"

Nefsini bilen Rabbinide bilir..

Wednesday, September 13, 2006

Monday, September 11, 2006

Cinaralti Sohbetleri



Aylardir tasarladigi projesi ile kafami sisiren Sehnaz hanfendinin hayalleri gercek oldu nihayet:) Sitenin ismi&adresi ne olsun, bu logo guzel mi? su renk nasil? hadi isim bulalim, siteyi bir an once faaliyete gecirelim seklinde devam eden diyaloglar sona erdigi icin pek mutluyum:)

Aylardir dedigime bakmayin; Sehnaz yaz rehavetini atlatip, tatillerin sona ermesini beklerken projesi ile ilgilenme firsatini bulamamisti. Yoksa kis aylarindan beri bana neler cektirdigini bir ben bilirim :P

Iste boyle kisin kestane zamani gecsin, yazin rehaveti gecsin derken bu gece itibari ile 'Cinaralti Sohbetleri' faaliyete girmistir.

Cinaraltina ugramadan once caylarinizi almayi ihmal etmeyiniz. :) Projenin yardimsever destekcisi ben:P hepinizi bu etkinligimize davet ediyorum. Vatana ve millete hayirli ugurlu olsun. :) Detayli bilgi icin buyrun.

En derin muhabbetlerimle..

Sunday, September 10, 2006

Gençlerin hırçınlık sırrı çözüldü


Bilim, gençlerin niçin daha "hırçın, aksi ve suratsız" olduklarının sırrını çözdü. Bilimadamları, gençlerin beyninin erişkinlerden çok farklı çalıştığı anlaşıldı.
Gençler niçin daha hırçın, aksi ve suratsız olur?

“Bazen genç bir insana ‘makul’ bir şey söylendiğinde bile niçin haşinle yerinden kalkıp gittiğine” şimdi farklı bir bilimsel açıdan bakıyoruz.

Bilim adamları, ergenlik dönemindeki bir insanın, ‘beyninin başkalarının duygularını tam olarak anlayabilen bölgesini’ kullanmadıklarını belirttiler.

Araştırmacılar, insanın karar verme mekanizmasının oldukça yavaş gelişip olgunlaştığını ve bunun genç birisinin davranışlarının açıklanmasında yardımcı olabileceğini düşünüyorlar.

Ergen bir insanın beyni çok kapsamlı değişmelere maruz kaldığını ve 20 veya 30 yaşına kadar olgunlaşmadığını ortaya çıkaran araştırmanın detayları British Associaton’ın yıllık Bilim Festivali’nde açıklandı.

devami >>>

Saturday, September 09, 2006

Friday, September 08, 2006

Seffaf Kelebek..



Beautiful..

Cuma mesaji

Cumâ sûresinde meâlen buyruldu ki: De ki: Sizin kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da gizliyi ve âşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O, size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. ( Âyet: 8 )cuma gününde öyle bir ssat vardirki,bir kul o atte ne isterse mutllaka ona verilir. ( tirmizi )

Cumaniz mübarek olsun...

Thursday, September 07, 2006

Ber'at Kandili

Nice kandillere inshallah.
ladybird&tahin

Baggage policy

Customers travelling from the UK will be able to take on board as hand baggage one cabin bag no bigger than 45cm x 35cm x 16cm, the size of a small laptop bag, inclusive of wheels and handles
Cabin baggage MUST NOT contain:
Any cosmetics
Any toiletries
Any liquids
Any drinks
Cigarette lighters (Cigarette lighters may not be checked into the hold. They can be purchased airside and disposed of before boarding a flight)

Items previously prohibited in cabin baggage, such as sharp objects, should not be carried onboard.

Cabin baggage CAN contain the following:
Electronic equipment, including laptops, mobile phones, digital cameras and portable music and DVD players
Essential medicines in liquid form provided they are under 50ml. Customers will be asked to taste the liquid. If they cannot taste the liquid for any reason they will be asked to go to an airport pharmacy to have the medicine verified.
Baby milk and liquid baby food (the contents of each bottle MUST be tasted by the parent)

Other items normally carried in cabin baggage, such as books and essential items for the flight, as long as they fit into a bag no bigger than 45cm x 35cm x 16cm.

Nothing must be carried in pockets.

Wednesday, September 06, 2006

Hadis-i Serif

“Ümmetim hakkinda en çok korktugum seyler: Karin büyüklügü (göbek
baglamak), çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azligidir.”

Hareketli Karton Oyuncaklar


Cocuklar icin cok guzel bir bayram hediyesi olacak kartondan yapilan hareketli oyuncaklarin linkine buradan ulastim.

Fiyatlari da cok uygun olan bu oyuncaklarla ben dahi oynamak isterim. Tahin sana bayram hediyesi olarak yanda gordugun inegi alayim mi? agzini acip kapatisi cok sirin :D

DÜNYAYI BEN KURTARACAĞIM

Ne kadar iddialı bir ifade değil mi? Dünyayı kurtarmak. Gerçekten de dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı var ve birisi bunu yapacaksa, bu niye ben olmayayım diye düşünmek herkesin hakkıdır. Ama herkes bu hakkından feragat eder de “Dünyayı ben mi kurtaracağım?” diye düşünürse, işte o zaman dünyanın sonu gelmiş demektir. Her insan sosyal hayatın içinde yer alan bir dişli gibidir. Bir sistem içinde görevini tam olarak yapan bir dişli, sistemin çalışmasını sağladığı gibi, görevini yapmayan bir dişli yüzünden de sistem devre dışı da kalabilir. “Koca sistem içinde ben küçük bir parçayım, çalışmasam da olur” deme hakkına sahip değildir. İnsan da sosyal sisteminin bir parçası olarak önemli görevlerle yükümlüdür.

Bu yükümlülüklerini yerine getirmediği zaman cürmünden büyük cinayetlere neden olabileceği gibi, görevini hakkıyla yaptığı zaman da çok güzel neticelerin alınmasına vesile olabilir. “Senin ne ehemmiyetim var, sen ne yapabilirsin ki” gibi sözler, insanın kulağına şeytan tarafından fısıldanan sözlerdir. İnsan da bu sözlere kanarak, “Gerçekten benim elimden bir şey gelmez” derse, işte o zaman insanlığından istifa etmiş demektir.

Halbu ki, dünya tarihini değiştiren, medeniyetlerin kurulmasına veya mahvolmasına sebebiyet verenler de genellikle bir veya birkaç kişiden ibarettir. Eğer bir Hitler çıkmasaydı, belki de 2. Dünya Savaşı çıkmayacaktı. Amerika’da Bush ailesi olmasaydı, belki körfez savaşları olmayacak, Irak ve Afganistan’da binlerce masum insanın kanı akmayacaktı. Müspet olaylar için de kişilerin önemini ortaya koyan bir çok örnek vermek mümkündür. İnsanlık tarihinde büyük medeniyetlerin ortaya çıkmasına sebep olan keşif ve icatlar, bazı kişilerin fedakârca çalışmaları sonucu meydana gelmiştir. Bir İbni Sina olmasaydı, bugünkü modern tıp bu seviyelere ulaşamayabilirdi. Fatih Sultan Mehmet olmasaydı, ortaçağın karanlığı daha uzun süre insanlığın hayatını karartmaya devam edebilirdi. Mucidlerin ve kâşiflerin hayatlarını ortaya koyan gayretleri olmasaydı, bilim ve teknoloji bu noktalara gelemezdi.

Büyük savaşlarda küçük bir neferin savaşın kaderini değiştirdiğini unutmamak gerekir. Bu örnekler karşısında yine şeytan insanın kulağına eğilerek, “İyi ama onlar önemli şahsiyetlerdi. Sen ne bir komutansın, ne de bilim adamısın. Senin ne ehemmiyetin var ki?” diyebilir. Ama her insan önemlidir. Çünkü adı ve sıfatı ne olursa olsun, mahiyeti “insan”dır. Cenab-ı Hak tarafından “eşref-i mahlûkat” olarak yaratılmış, pek yüksek istidatlarla donatılmıştır. Bu istidatlarını inkişaf ettirdiği zaman, çok büyük işleri başarabilir.

Toplumu ilgilendiren olaylar karşısında müsbet veya menfî yönde tavrımızı ortaya koyarken, insan olduğumuzun idraki içinde hareket etmeliyiz. Bir haksızlığa şahit olduğumuz zaman, “Benim bunu düzeltecek gücüm yok” deyip geçip gitmek, kendi gücünün ve öneminin farkında olmamaktır. Bu önemi vurgulamak için şu atasözü güzel bir örnektir: “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at üzerindeki komutanı, komutan bir orduyu, ordu da vatanı kurtarır.” Bugün çevremizde gördüğümüz dehşet verici olaylar, akıl almaz zulüm ve haksızlıklar karşısında, “dünyanın çivisi çıkmış” deyip ümitsizlik içinde kıvranacağımıza, “Bu çivi belki ben olabilirim” diyerek gayrete gelip bir hizmetin ucundan tutarsak, dünyanın kurtarılmasına vesile olabiliriz.

Abdil Yildirim

Monday, September 04, 2006

Yaza elveda..

Haziran ayinda duzenlenen "yaza merhaba" pikniginin ardindan yazi ugurlamak uzere "elveda piknigi" duzenlendi. Buckingham sarayinin onunde bulunan St James's parkinda duzenlenen piknige gitmek icin arkadaslarla bulusarak yola dokulduk. Merkeze araba ile gitmek&park sorun oldugundan; otobus ile uzun saatler sonra parka anca varabildik. Toplu tasitlari mecbur kalmadikca kullanmamaya calisiyorum. Araba elim ayagim gibi oldugundan onsuz bir hayat dusunemiyorum. Hele makas yapma ve trafikte yanimda duran araclarin haberi olmadan onlarla yaris yapma zevkinden asla mahrum olmak istemem :) Tatilde oldugum zamanlarda arabami cok ozluyorum. Sanirim arabamla aramda duygusal bir bag olustu ;) Guvenilir olmasi, ayagimi yerden kesmesi, ozellikle de toplu tasitlarda yasanan olaylar ve insanlarla muhatap olmami engelledigi icin arabami cok seviyorum.
Sarayin onunde bisiklet yarisi oldugundan parka giriste 15 dakika mahsur kaldik. Beklerken kalabaligi ve 50 den fazla bisikletin katildigi yarisi izledik.. Telefonun ayarina bakmamisim dolayisiyla goruntu bulanik cikmis. Kralicenin kugulari da bu buguluktan nasibini almis.


Parka giris kapilarindan biri.. Buradaki parklarin girisleri neredeyse hep boyle saray girisi gibi.. Piknik cok komik ayni zamanda eglenceli gecti. Detaylari anlatmak isterdim ancak farkli goruste olan insanlar tarafindan yanlis anlasilabilir dusuncesi ile kendime sakliyorum.





Parkin icinden bir manzara. Fotografta gozuken dunyanin en buyuk donmedolabi 'londoneye'. Insaatinda 1,700 ton demir kullanilmis. 250 tane iki katli ingiliz otobusunden daha agir. Hareket halinde iken binilen londoneye'da londra ayaklar altina seriliyor. Gece hele baska bir guzel manzara..



Yaya geciti ne kadar belirgin degil mi? Ayni Turkiye'deki yaya gecitleri gibi :P Londra'da yaya gecitine yaklasirken araclar durur. Ozellikle ehliyet sinavinda, surucunun buna dikkatini goz onunde bulunduruyorlar. Yaya olmasa bile surucu test esnasinda ayagini gazdan cekmesi gerekiyor.
Parktan cikista otobus duragina kadar yuruduk. Arkadaslarla bir durak daha yuruyelim, hadi bir durak daha derken 3-4 km den fazla yurudugumuzu fark ettik. Civil civil kalabalikta tahlil edilecek cok sey vardi.. bu yuzden insan ne kadar yurudugunu bile fark edemiyor..


Yol boyunca yururken motorolamla yakaladigim kareler.. (sadece nokia ile duygusal bagimiz var:P motorola onun yerini alamadigi icin foto makinesi gorevini goruyor simdilik)


Sapka dukkani.

Aston Martin; Bu arabanin saglam bir karakteri, performansi, ruhu ve guzelligi var.
Bu dukkanin vitrininde eczana yazmasa ilk bakista asla anlamazdim. Londra icinde bulunan eczanelerden oldukca farkli.

Pembe pantalon ve kravat ??



France..Ingiltere Kraliyet Sanat Akademisi. Gecen sene Turk’ sergisininin sunuldugu yer.
Piccadilly Circus Londra'nin en cok taninan ve ziyaret edilen bolgelerinden birisi.

Kaldirim uzerlerinde bir cok insan portre cizdiriyordu. Ressamlar £30 aliyorlar ama gercekten cok guzel cizimler cikmisti ortaya. Cektigim fotolar telefonumun hafiza yetersizligine kurban gitmis..






Londra'ya ait biblo, hediyelik vs.. dukkani.


Inciluz faytonu :P Merkezde turistleri ve yorulanlari gezdiren bisikletli arabalar. Farkli renk ve modellerde gormek mumkun. Bazilarinin arka kismi tuylerle suslenmis. Gece isiginda fosforlu gorunuyordu. Daha once yayinlanan "haremlik selamlik" uygulamasi yapilan pembe taksilere benzettim..


Covent Garden'da pek meshur ve canli yerlerden biridir. Pazari, opera, tiyatrosu, bol turisti ile bilenen Londra'nin en guzel ve eglenceli mekanlarindan..Hareketsiz durma sanatini icra eden sokak sanatcilarinin bolca goruldugu yerdir. Daha once resimlerini yayinlamistim.


Covent Garden'i ziyaret esnasinda sadece etrafa, sokak eglencelerine, insanlara, vitrinlere bakmakla yetinmeli, yoksa benim gibi kahve molasi verirseniz fotoda gorulen 2 yudumluk kahve masaniza gelecektir:P
Fiyatlar pahali oldugundan listede isimleri es gecip en ucuz olan sicak icecegi siparis ettim. servis geldiginde ise saskin ifade ile "bu nedir?" diyebildim :) uzun zaman olmus merkezde birseyler yemeyeli, icmeyeli.. ucuz olsun diye normal kahve yerine en sert kahveyi istemisim meger :D ucuz dedigim rakam bile bu iki damlacik sert kahveye cok tabi. Ekstra sut ile fincani doldurmadan icemedim..



Keyifli bir gunun ardindan 2 otobus ile evimize donduk.. Muhitler degistikce otobusteki insanlarin kilik kiyafet ve davranislari da otomatik olarak degisiyor.. heryerde oldugu gibi..

Sunday, September 03, 2006

Saturday, September 02, 2006

Amerikali Muhtedi Hamza Yusuf'tan bir siir..

Hamza Yusuf 1977'de musluman olmus bir native California'li Amerikan. Kendisi 46 yasinda ve 5 ogul babasi. Musluman olduktan sonra arap ulkelerine gelerek 10 yil arapca ve ilahiyat ilimleri alarak cesitli meshur ulemadan icazet almistir. Daha sonra Amerika'ya donerek universitede Ilahiyat ve Saglik uzerine degree'sini yapmistir. Suan kendisinin onderliginde kurmus oldugu California'daki bir islam enstitutsunde hocalik yapmaktadir. The prufication of Heart, the content of His Character gibi bir cok kitap ve Arapca'dan Ingilizce'ye tercume kitabi bulunmaktadir. Hitabeti cok kuvvetli bir hoca..Dinlemenizi tavsiye ederim...


I envy the sand that met his feet
I’m jealous of honey he tasted sweet
Of birds that hovered above his head
Of spiders who spun their sacred web
To save him from his enemies
I envy clouds formed from the seas
That gave him cover from the heat
Of a sun whose light could not compete
With his, whose face did shine so bright
That all was clear in blinding night
I envy sightless trees that gazed
Upon his form completely dazed
Not knowing if the sun had risen
But felt themselves in unison
With those who prayed, and fasted too
Simply because he told them to
With truth and kindness, charity
From God who gave such clarity
His mercy comes in one He sent
To mold our hearts more heaven bent
I envy all there at his side
Who watched the turning of the tide
As truth prevailed and falsehood fled
And hope restored life to the dead
Men and Women through him found grace
To seek together God’s noble face
I envy the cup that gave him drink
His thoughts that helped us all to think
To be one thought that passed his mind
Inspiring him to act so kind
For me this world is not one jot
If I could simply be a thought
From him to God throughout the ages
As revelation came in stages
I pity all who think it odd
To hear him say there is one God
Or he was sent by God to men
To hone their spirits’ acumen
It’s pride that blinds us from the sight
That helps good men to see his light
He taught us all to be God’s slaves
And he will be the one who saves
Humanity from sinful pride
Muhammad has God on his side
So on this day be blessed and sing
For he was born to grace our Spring
With lilies, flowers, life’s rebirth
In a dome of green like his on earth


Friday, September 01, 2006

Thursday, August 31, 2006

Çay, Çay, Çay

İngiliz gıda uzmanları: Çay içmek sudan daha yararlı

Avrupa'da yayınlanan bir araştırma, günde 3-4 bardak çay içmek bol su içmeden daha yararlı olduğunu ortaya koydu.

Avrupa Klinik Besin Dergisi'nde yayınlanan araştırmaya göre, çay susuzluğa yol açmıyor. İngiliz gıda uzmanları, çayın su gibi susuzluğu giderdiğini ve ayrıca kalp krizine ve bazı kanserlere karşı vücudu koruğunu belirtti. Uzmanlar çayın içinde bulunan "flavonoids" adlı maddenin insan sağlığını koruyan etmen olduğunu düşünüyor.

Gıda uzmanı Dr. Carrie Ruxton ve Londra King College'den uzmanlar çay tüketiminin sağlık üzerine yaptığı etkiye ilişkin yapılan araştırmaları inceledi. Uzmanlar, günde 3-4 bardak çay içmenin kalp krizinin engellenmesine yardımcı olduğuna dair sağlam deliller buldu. Bazı araştırmalarda çay tüketiminin bazı kanserlere karşı vücudu koruduğu ancak bunun kesin olmadığı kaydedildi. Çay içmenin diş plağına engel olduğu ve kemikleri güçlendirdiği de belirlendi.

Zaman

(elimde kupam, cayimi yudumlarken boyle haberler okumak ne hos..) :)

STUDENT AND PROFESSOR

An atheist professor of philosophy speaks to his class on the problem science has with God, The Almighty. He asks one of
his new students to stand and.....

Prof: So you believe in God?
Student: Absolutely, sir.

Prof: Is God good?

Student: Sure.

Prof: Is God all-powerful?

Student : Yes.

Prof: My brother died of cancer even though he prayed to God to heal him. Most of us would attempt to help others who are ill. But God
didn't. How is this God good then? Hmm?

(Student is silent.)

Prof: You can't answer, can you? Let's start again, young fella. Is God good?

Student :Yes.

Prof: Is Satan good?

Student : No.

Prof: Where does Satan come from?

Student : From...God...

Prof: That's right. Tell me son, is there evil in this world?

Student : Yes.

Prof: Evil is everywhere, isn't it? And God did make everything.
Correct?

Student : Yes.

Prof: So who created evil?

(Student does not answer.)

Prof: Is there sickness? Hatred? Ugliness? All these terrible things exist in the world, don't they?

Student :Yes, sir.

Prof: So, who created them?

(Student has no answer.)

Prof: Science says you have 5 senses you use to identify and observe the world around you. Tell me, son...Have you ever seen God?

Student : No, sir.

Prof: Tell us if you have ever heard your God?

Student : No , sir.

Prof: Have you ever felt your God, tasted your God, smelled your God? Have you ever had any sensory perception of God for that matter?

Student : No, sir. I'm afraid I haven't.

Prof: Yet you still believe in Him?

Student : Yes.

Prof: According to empirical, testable, demonstrable protocol, science says your GOD doesn't exist. What do you say to that, son?

Student : Nothing. I only have my faith.

Prof: Yes. Faith. And that is the problem science has.

Student : Professor, is there such a thing as heat?

Prof: Yes.

Student : And is there such a thing as cold?

Prof: Yes.

Student : No sir. There isn't.

(The lecture theatre becomes very quiet with this turn of events.)

Student : Sir, you can have lots of heat, even more heat, superheat, mega heat, white heat, a little heat or no heat. But we don't have anything called cold. We can hit 458 degrees below zero which is no heat, but we can't go any further after that. There is no such thing as cold. Cold is only a word we use to describe the absence of heat. We cannot measure cold. Heat is energy. Cold is not the opposite of heat, sir, just the absence of it.

(There is pin-drop silence in the lecture theatre.)

Student : What about darkness, Professor? Is there such a thing as darkness?

Prof: Yes. What is night if there isn't darkness?

Student : You're wrong again, sir. Darkness is the absence of something. You can have low light, normal light, bright light, flashing light.... But if you have no light constantly, you have nothing and it's called darkness, isn't it? In reality, darkness isn't. If it were, you would be able to make darkness darker, wouldn't you?

Prof: So what is the point you are making, young man?

Student : Sir, my point is your philosophical premise is flawed.

Prof: Flawed? Can you explain how?

Student : Sir, you are working on the premise of duality. You argue
there is life and then there is death, a good God and a bad God. You are viewing the concept of God as something finite, something we can measure. Sir, science can't even explain a thought. It uses electricity and magnetism, but has never seen, much less fully understood either one. To view death as the opposite of life is to be ignorant of the fact that death cannot exist as a substantive thing. Death is not the opposite of life: just the absence of it. Now tell me, Professor. Do you teach your students that they evolved from a monkey?

Prof: If you are referring to the natural evolutionary process, yes, of course, I do.

Student : Have you ever observed evolution with your own eyes, sir?

(The Professor shakes his head with a smile, beginning to realize where the argument is going.)

Student : Since no one has ever observed the process of evolution at work and cannot even prove that this process is an on-going, are you not teaching your opinion, sir? Are you not a scientist but a preacher?

(The class is in uproar.)

Student : Is there anyone in the class who has ever seen the Professor's brain?

(The class breaks out into laughter.)

Student : Is there anyone here who has ever heard the Professor's brain, felt it, touched or smelled it?.....No one appears to have done so. So, according to the established rules of empirical, stable, demonstrable protocol, science says that you have no brain, sir.
With all due respect, sir, how do we then trust your lectures, sir?

(The room is silent. The professor stares at the student, his face unfathomable.)

Prof: I guess you'll have to take them on faith, son.

Student : That is it, sir.. The link between man & god is FAITH. That is all that keeps things moving & alive.

Wednesday, August 30, 2006

tercumanlik

- Dininiz nedir?
- Turkum!
- Evet, hangi dindensiniz? ornegin; musluman mi, hiristiyan mi, alevi mi?
- Turk oglu Turkum!
- Dininiz bu mu?
- Evet, Kibrisli Turkum!
- Musluman misiniz?
- Evet.

GENÇLİĞİM EYVAH!

Çocukluk yıllarımın patika yollarındaki paytak yürüyüşümü tamamlamıştım. Buraya kadar olan yolculuğumda büyüklerimin büyük yardımlarını görmüştüm. Ama artık yeni bir yolun başında bulunuyordum. Hayat yolculuğunun yeni bir safhasına adım atıyordum. Önümde taze bir baharın tatlı ve ılık bir iklimi vardı. Bu iklimde her şey taze, diri ve dinamikti. Nisan yağmurlarını toprağa indirdiği rahmet rayihaları ruhumun genzine yayılıyordu.

Gözlerim renklerin güzelliğine, kulaklarım seslerin duruluğuna mest olmuştu. Çocukluğun dar ve sıkıntılı kalıplarından kurtulmuştum. Kendime olan güvenim gittikçe artıyordu. Çocukken her sesten ürken titreyen yüreğim, şimdi cesaretle dolmuştu. Ne cin masalları, ne mezarlıklar, ne de karanlıklar beni korkutamıyor.
Büyüklerime olan saygım devam ediyordu ama, benim düşüncelerime ve hayat tarzıma da saygı duyulmasını istiyordum. Ben bir gençtim. Aklım, fikrim, bilgim ve düşüncelerim de genç ve tazeydi. Hayat yolunda kimseden yardım almadan yürüyebilirdim. Gençliğimin her ânını dolu dolu yaşamak, hayatın tadını çıkarmak istiyordum. Yürüdüğüm yollar, gezindiğim yerler renk renk güllerle doluydu. Sanki bir zafer tâkı altında yol alıyordum.

Gördüğüm her güle elini uzatıyor, her güzellikten istifade etmek istiyordum. Yeşil bahçelerin çiçekli yollarında yürürken, nisan yağmurlarının çukurlarda meydana getirdiği çamurla su birikintilerine aldırmıyordum. Deli dolu yaşama hırsıyla, kopardığım güllerin dikenli olabileceklerini hiç hesaba katmıyordum.
Bu güzel bahar mevsimi hiç bitmeyecekmiş gibi kaygısız ve sorumsuz bir şekilde yaşamak istiyordum. Ellerimde, kollarımda ve boynumda bulunan renkli ve süslü iplerle oynamaktan da zevk alıyordum.

Ne var ki bu tatlı ve zevkli yolculuk fazla uzun sürmedi. Bir müddet sonra dizlerimde bir takım ağrılar hissetmeye başladım. Galiba yoruluyordum. Bir ara sendeledim ve yolun kenarındaki çamurlu suya kapaklandım. Yüzüm gözüm çamur içinde kalmıştı. Ayağa kalkarken suda kendi aksimi gördüm. Yüzüm kan içindeydi. O zaman anladım ki, koparıp kokladığım güllerin dikenleri burnumu ve yüzümü kanatmıştı. Boynumdaki süslü iplerin bir ucunun nefsimin ve şeytanın elinde olduğunu anlamıştım. Az evvel beni çamurlu suya düşüren ipi onlar çekmişlerdi. Gitgide ılık ve güzel günler yerini serin ve kara bulutlarla kaplı bir havaya bırakıyordu. Sararan yaprakların hüzünlü hali ruhuma da aksetmişti. Kabına sığmayan deli yüreğim, sakinleşmeye, daha yavaş ve yorgun atmaya başlamıştı.

Adımlarım ağırlaşmıştı. “Ne oluyor bana?” diye haykırmak istedim. Fakat sesimi benden başka duyan olmamıştı. Önümdeki yola baktım, çiçeklerin solduğunu, yeşilliklerin kaybolduğunu gördüm. Düzlük sona ermiş, yokuşlu bir yol başlamıştı.

Yaş otuzbeş mi olmuştu ne. Yoksa yolun yarısına mı gelmiştim? İşte onu bilemiyordum. Fakat taşın sert olduğunu anlamıştım. Ruhumda bir panik başlamıştı. Geriye dönmek istedim. Fakat heyhat! Attığım her adımdan sonra arkamda kalın bir duvar örülüyordu. Geriye dönmek imkansızdı. Yola devam etmekten başka çarem yoktu. Daha ne kadar yol gideceğimi de bilmiyordum. Gittikçe yokuş dikleşiyor, yolculuk güçleşiyordu. İşte orada düşüncelerim hayalden başını kaldırdı. Hakikatin tavanına vurdu. “Gençliğim eyvah” diyen ruhumun feryadını işittim..

Abdil Yildirim

Tuesday, August 29, 2006

Son pismanlık fayda etmez

Hazret-i Ebûbekir, fırsatları bulutlara benzetir. “Fırsatlar bulutlar gibidir, çabuk geçer” der..

gelin ata binmis...



gelin icin suslenen at.

geleneksek koy dugunleri ne guzeldir. geleneksel dugun kiyafetleri, ceyiz hazirlanirken duyulan heyecan, konu komsunun yardimlasarak ceyizi sermesi, ceyizin sandik ile evden cikartilmasi, kucuk kina, buyuk kina, kazanlarla pisen pilavlar, dugun icin hazirlanan yufkalar, davetiye yerine koy ahalisini davet icin kapi kapi dolasarak verilen corekler, koy meydaninda erkekleri oynarken seyreden kadinlar.. daha neler neler.. bir baskadir koyumun dugunleri..



gelin baba evinden cikartilirken cati ve balkonlardan torba torba sekerler atilir..tekbir getirilerek dualar esliginde biner gelin ata..once turbe ziyareti yapilir.



at uzerindeki geline toplu bir sekilde koy gezdirilir..



dugun pilavi topluca kasiklanir..

Sunday, August 27, 2006

ozgurluk..



Vapurdan simit atarak yakinlastirdigimiz sevgili martilar..

Thursday, August 24, 2006

Gunesten korunuyoruz zaten.....

"Heryerinizi kapatiyorsunuz, gunes gormeyen vucudunuz vitamin D'den mahrum kaliyor" sozlerini hemen hemen her tesetturlu bayan duyabilir.. Sahsen ben cok kez bu soru ile muhatap oldum.

Insani muhtesem bir sekilde yaratan Rabbim gunesin vucuda olan faydasini dusunmemis midir? Vucudu ona gore tasarlamamis midir? Bir taraftan ortunmeyi farz kilarken ote yandan kemiklere faydali olan gunes isinlarindan kadinlar mahrum kalmiyor. Arastirmalara gore el ve yuzun koruyucu surmeden haftada iki kez 10-15 dk gunes gorerek vucudun ihtiyaci olan vitamin D sentezinin karsilandigini acikliyor. Hatta sadece yanaklarin gunes gormesi kafi..

Demek ki vucudun vitamin D ihtiyacini karsilamak icin gunes altinda ciril ciplak soyunup yatmaya hic gerek yokmus. Dikkat edilmediginde fayda yerine zarari gorulebilir. Ne guzel bir dinimiz var. Her emirde bir hikmet var.. Ayrica uzmanlar evde bulunan lamba isinlari bile D vitaminini ve kalsiyum emilimini sagladigini soyluyor.. Yaratici kullarina sadece zararlari olanlari yasak etmis. Arastirmacilar halen neden uyudugumuzu, bebeklerin 3 aya kadar neye ve neden gulduklerini arastira dursun kuran-i kerimde her sorunun cevabini bulmak mumkun..

Elhamdulillah..

tatilde yediklerim :)

Tahin'in "Gezdigin yerleri, gordugun guzellikleri bosver yedigin ictiginden haber ver" dedigini duyar gibi oluyorum:P



Bizim koyde her mahallede bir firin bulunur. Kadinlar ekmek pisirmek istediginde once gun belirler. Liste sirasina gore hazirlik yapilir. Koyde ekmek pisirmek cok azhmetli bir is. Butun gun ayriliyor, hamur yogurulup 1 haftalik ekmek pisiriliyor. Koylulerin zahmetli ugraslarini gordukce hep sukrediyorum cunku bizler cok rahat icerisinde yasiyoruz..Neyse mancarli coregi cok sevdigim icin annemin akrabalari firindan gun alip tekne ve gorulen kaplarda hamurlari hazirlayip bizi davet ettiler. Corekleri taze taze pistikce erik suyu ile yedik..

Istanbul'da iken haftasonu icin arkadasimin annesinin yasadigi Tayakadin koyune gittik . Sabah kahvaltisinda teyzemiz, erkenden kalkip esi ile patatesli ve peynirli gozlemeler hazirladi.. teyze coluk cocuk, torun sahibi oldukca yasli birisi. ilk gun terasta cay icerken benim psikoloji okudugumu ogrendi. kizindan bunu duyar duymaz "hmm demek dr olacaksin yavrum, benim seninle konusmam gereken bir mesele var, hic kimse gelmesin odaya cok ozel goruseceklerim. gizli kalmali" dedi. bunu duyduguma cok sasirdim cunku koy yerinde onun yasindaki bayanlar psikolojinin ne oldugunu bilmezler.. ayrica ozel ve gizli gorusulmesi gerektigini belirtmesi beni sasirtti. teyzemizin masallahi vardi..:)

Buda sac kebabimiz. sivi yag, tereyagi, et, sebze asama asama eklendi. icerisine sevgi katildi dolayisiyla yemegimiz cok lezzetli oldu :)


Yemegimizin son hali.. koskoca tavayi tertemiz yapana kadar sunnetledik.

Bahcede yetisen sebzelerden yapilan tursular..


Semaverimiz 2 gun boyunca hic bos kalmadi, mis gibi havada cay icmeye doyamadik. Bahcede bulunan ceviz agaclarindan topladigimiz yesil taze cevizleri zar zor kirip yedik. 2 hafta gecmesine ragmen ellerim hala kinali:) bogurtlen, misir ve diger yediklerimi simdilik es geciyorum.. tahin daha fazla dayanamaz bu iskenceye eminim:P

Rabbim kimseyi aclikla terbiye etmesin.. Verdigi nimetlere ne kadar sukretsek azdir..

Wednesday, August 23, 2006

Deniz ve Cocuk


Fotograf Ekinlik adasindan, Marmara burnu..
Arkadasimin 3 yasinda dunya tatlisi oglu var. Bir gun plajda 5 sularinda annesinden biskuvi istedi. Ilk once yanimda oturarak yedi. Sonra ayaga kalkip denize dogru yurudu. Cocuklari cok sevdigim icin her hareketlerini takip etmeye calisirim. Kucuk bey biskuvisini deniz suyuna daldirip daldirip yemeye basladi :) 3 yasinda bir cocuk deniz ile bir bardak cay arasinda nasil bir baglanti kurdu acaba ? :)