Thursday, August 31, 2006
Çay, Çay, Çay
Avrupa'da yayınlanan bir araştırma, günde 3-4 bardak çay içmek bol su içmeden daha yararlı olduğunu ortaya koydu.
Avrupa Klinik Besin Dergisi'nde yayınlanan araştırmaya göre, çay susuzluğa yol açmıyor. İngiliz gıda uzmanları, çayın su gibi susuzluğu giderdiğini ve ayrıca kalp krizine ve bazı kanserlere karşı vücudu koruğunu belirtti. Uzmanlar çayın içinde bulunan "flavonoids" adlı maddenin insan sağlığını koruyan etmen olduğunu düşünüyor.
Gıda uzmanı Dr. Carrie Ruxton ve Londra King College'den uzmanlar çay tüketiminin sağlık üzerine yaptığı etkiye ilişkin yapılan araştırmaları inceledi. Uzmanlar, günde 3-4 bardak çay içmenin kalp krizinin engellenmesine yardımcı olduğuna dair sağlam deliller buldu. Bazı araştırmalarda çay tüketiminin bazı kanserlere karşı vücudu koruduğu ancak bunun kesin olmadığı kaydedildi. Çay içmenin diş plağına engel olduğu ve kemikleri güçlendirdiği de belirlendi.
Zaman
(elimde kupam, cayimi yudumlarken boyle haberler okumak ne hos..) :)
STUDENT AND PROFESSOR
his new students to stand and.....
Prof: So you believe in God?
Student: Absolutely, sir.
Prof: Is God good?
Student: Sure.
Prof: Is God all-powerful?
Student : Yes.
Prof: My brother died of cancer even though he prayed to God to heal him. Most of us would attempt to help others who are ill. But God
didn't. How is this God good then? Hmm?
(Student is silent.)
Prof: You can't answer, can you? Let's start again, young fella. Is God good?
Student :Yes.
Prof: Is Satan good?
Student : No.
Prof: Where does Satan come from?
Student : From...God...
Prof: That's right. Tell me son, is there evil in this world?
Student : Yes.
Prof: Evil is everywhere, isn't it? And God did make everything.
Correct?
Student : Yes.
Prof: So who created evil?
(Student does not answer.)
Prof: Is there sickness? Hatred? Ugliness? All these terrible things exist in the world, don't they?
Student :Yes, sir.
Prof: So, who created them?
(Student has no answer.)
Prof: Science says you have 5 senses you use to identify and observe the world around you. Tell me, son...Have you ever seen God?
Student : No, sir.
Prof: Tell us if you have ever heard your God?
Student : No , sir.
Prof: Have you ever felt your God, tasted your God, smelled your God? Have you ever had any sensory perception of God for that matter?
Student : No, sir. I'm afraid I haven't.
Prof: Yet you still believe in Him?
Student : Yes.
Prof: According to empirical, testable, demonstrable protocol, science says your GOD doesn't exist. What do you say to that, son?
Student : Nothing. I only have my faith.
Prof: Yes. Faith. And that is the problem science has.
Student : Professor, is there such a thing as heat?
Prof: Yes.
Student : And is there such a thing as cold?
Prof: Yes.
Student : No sir. There isn't.
(The lecture theatre becomes very quiet with this turn of events.)
Student : Sir, you can have lots of heat, even more heat, superheat, mega heat, white heat, a little heat or no heat. But we don't have anything called cold. We can hit 458 degrees below zero which is no heat, but we can't go any further after that. There is no such thing as cold. Cold is only a word we use to describe the absence of heat. We cannot measure cold. Heat is energy. Cold is not the opposite of heat, sir, just the absence of it.
(There is pin-drop silence in the lecture theatre.)
Student : What about darkness, Professor? Is there such a thing as darkness?
Prof: Yes. What is night if there isn't darkness?
Student : You're wrong again, sir. Darkness is the absence of something. You can have low light, normal light, bright light, flashing light.... But if you have no light constantly, you have nothing and it's called darkness, isn't it? In reality, darkness isn't. If it were, you would be able to make darkness darker, wouldn't you?
Prof: So what is the point you are making, young man?
Student : Sir, my point is your philosophical premise is flawed.
Prof: Flawed? Can you explain how?
Student : Sir, you are working on the premise of duality. You argue
there is life and then there is death, a good God and a bad God. You are viewing the concept of God as something finite, something we can measure. Sir, science can't even explain a thought. It uses electricity and magnetism, but has never seen, much less fully understood either one. To view death as the opposite of life is to be ignorant of the fact that death cannot exist as a substantive thing. Death is not the opposite of life: just the absence of it. Now tell me, Professor. Do you teach your students that they evolved from a monkey?
Prof: If you are referring to the natural evolutionary process, yes, of course, I do.
Student : Have you ever observed evolution with your own eyes, sir?
(The Professor shakes his head with a smile, beginning to realize where the argument is going.)
Student : Since no one has ever observed the process of evolution at work and cannot even prove that this process is an on-going, are you not teaching your opinion, sir? Are you not a scientist but a preacher?
(The class is in uproar.)
Student : Is there anyone in the class who has ever seen the Professor's brain?
(The class breaks out into laughter.)
Student : Is there anyone here who has ever heard the Professor's brain, felt it, touched or smelled it?.....No one appears to have done so. So, according to the established rules of empirical, stable, demonstrable protocol, science says that you have no brain, sir.
With all due respect, sir, how do we then trust your lectures, sir?
(The room is silent. The professor stares at the student, his face unfathomable.)
Prof: I guess you'll have to take them on faith, son.
Student : That is it, sir.. The link between man & god is FAITH. That is all that keeps things moving & alive.
Wednesday, August 30, 2006
tercumanlik
- Turkum!
- Evet, hangi dindensiniz? ornegin; musluman mi, hiristiyan mi, alevi mi?
- Turk oglu Turkum!
- Dininiz bu mu?
- Evet, Kibrisli Turkum!
- Musluman misiniz?
- Evet.
GENÇLİĞİM EYVAH!
Gözlerim renklerin güzelliğine, kulaklarım seslerin duruluğuna mest olmuştu. Çocukluğun dar ve sıkıntılı kalıplarından kurtulmuştum. Kendime olan güvenim gittikçe artıyordu. Çocukken her sesten ürken titreyen yüreğim, şimdi cesaretle dolmuştu. Ne cin masalları, ne mezarlıklar, ne de karanlıklar beni korkutamıyor.
Büyüklerime olan saygım devam ediyordu ama, benim düşüncelerime ve hayat tarzıma da saygı duyulmasını istiyordum. Ben bir gençtim. Aklım, fikrim, bilgim ve düşüncelerim de genç ve tazeydi. Hayat yolunda kimseden yardım almadan yürüyebilirdim. Gençliğimin her ânını dolu dolu yaşamak, hayatın tadını çıkarmak istiyordum. Yürüdüğüm yollar, gezindiğim yerler renk renk güllerle doluydu. Sanki bir zafer tâkı altında yol alıyordum.
Gördüğüm her güle elini uzatıyor, her güzellikten istifade etmek istiyordum. Yeşil bahçelerin çiçekli yollarında yürürken, nisan yağmurlarının çukurlarda meydana getirdiği çamurla su birikintilerine aldırmıyordum. Deli dolu yaşama hırsıyla, kopardığım güllerin dikenli olabileceklerini hiç hesaba katmıyordum.
Bu güzel bahar mevsimi hiç bitmeyecekmiş gibi kaygısız ve sorumsuz bir şekilde yaşamak istiyordum. Ellerimde, kollarımda ve boynumda bulunan renkli ve süslü iplerle oynamaktan da zevk alıyordum.
Ne var ki bu tatlı ve zevkli yolculuk fazla uzun sürmedi. Bir müddet sonra dizlerimde bir takım ağrılar hissetmeye başladım. Galiba yoruluyordum. Bir ara sendeledim ve yolun kenarındaki çamurlu suya kapaklandım. Yüzüm gözüm çamur içinde kalmıştı. Ayağa kalkarken suda kendi aksimi gördüm. Yüzüm kan içindeydi. O zaman anladım ki, koparıp kokladığım güllerin dikenleri burnumu ve yüzümü kanatmıştı. Boynumdaki süslü iplerin bir ucunun nefsimin ve şeytanın elinde olduğunu anlamıştım. Az evvel beni çamurlu suya düşüren ipi onlar çekmişlerdi. Gitgide ılık ve güzel günler yerini serin ve kara bulutlarla kaplı bir havaya bırakıyordu. Sararan yaprakların hüzünlü hali ruhuma da aksetmişti. Kabına sığmayan deli yüreğim, sakinleşmeye, daha yavaş ve yorgun atmaya başlamıştı.
Adımlarım ağırlaşmıştı. “Ne oluyor bana?” diye haykırmak istedim. Fakat sesimi benden başka duyan olmamıştı. Önümdeki yola baktım, çiçeklerin solduğunu, yeşilliklerin kaybolduğunu gördüm. Düzlük sona ermiş, yokuşlu bir yol başlamıştı.
Yaş otuzbeş mi olmuştu ne. Yoksa yolun yarısına mı gelmiştim? İşte onu bilemiyordum. Fakat taşın sert olduğunu anlamıştım. Ruhumda bir panik başlamıştı. Geriye dönmek istedim. Fakat heyhat! Attığım her adımdan sonra arkamda kalın bir duvar örülüyordu. Geriye dönmek imkansızdı. Yola devam etmekten başka çarem yoktu. Daha ne kadar yol gideceğimi de bilmiyordum. Gittikçe yokuş dikleşiyor, yolculuk güçleşiyordu. İşte orada düşüncelerim hayalden başını kaldırdı. Hakikatin tavanına vurdu. “Gençliğim eyvah” diyen ruhumun feryadını işittim..
Abdil Yildirim
Tuesday, August 29, 2006
Son pismanlık fayda etmez
gelin ata binmis...

gelin icin suslenen at.
geleneksek koy dugunleri ne guzeldir. geleneksel dugun kiyafetleri, ceyiz hazirlanirken duyulan heyecan, konu komsunun yardimlasarak ceyizi sermesi, ceyizin sandik ile evden cikartilmasi, kucuk kina, buyuk kina, kazanlarla pisen pilavlar, dugun icin hazirlanan yufkalar, davetiye yerine koy ahalisini davet icin kapi kapi dolasarak verilen corekler, koy meydaninda erkekleri oynarken seyreden kadinlar.. daha neler neler.. bir baskadir koyumun dugunleri..

gelin baba evinden cikartilirken cati ve balkonlardan torba torba sekerler atilir..tekbir getirilerek dualar esliginde biner gelin ata..once turbe ziyareti yapilir.

at uzerindeki geline toplu bir sekilde koy gezdirilir..

dugun pilavi topluca kasiklanir..
Sunday, August 27, 2006
Thursday, August 24, 2006
Gunesten korunuyoruz zaten.....
Insani muhtesem bir sekilde yaratan Rabbim gunesin vucuda olan faydasini dusunmemis midir? Vucudu ona gore tasarlamamis midir? Bir taraftan ortunmeyi farz kilarken ote yandan kemiklere faydali olan gunes isinlarindan kadinlar mahrum kalmiyor. Arastirmalara gore el ve yuzun koruyucu surmeden haftada iki kez 10-15 dk gunes gorerek vucudun ihtiyaci olan vitamin D sentezinin karsilandigini acikliyor. Hatta sadece yanaklarin gunes gormesi kafi..
Demek ki vucudun vitamin D ihtiyacini karsilamak icin gunes altinda ciril ciplak soyunup yatmaya hic gerek yokmus. Dikkat edilmediginde fayda yerine zarari gorulebilir. Ne guzel bir dinimiz var. Her emirde bir hikmet var.. Ayrica uzmanlar evde bulunan lamba isinlari bile D vitaminini ve kalsiyum emilimini sagladigini soyluyor.. Yaratici kullarina sadece zararlari olanlari yasak etmis. Arastirmacilar halen neden uyudugumuzu, bebeklerin 3 aya kadar neye ve neden gulduklerini arastira dursun kuran-i kerimde her sorunun cevabini bulmak mumkun..
Elhamdulillah..
tatilde yediklerim :)

Bizim koyde her mahallede bir firin bulunur. Kadinlar ekmek pisirmek istediginde once gun belirler. Liste sirasina gore hazirlik yapilir. Koyde ekmek pisirmek cok azhmetli bir is. Butun gun ayriliyor, hamur yogurulup 1 haftalik ekmek pisiriliyor. Koylulerin zahmetli ugraslarini gordukce hep sukrediyorum cunku bizler cok rahat icerisinde yasiyoruz..Neyse mancarli coregi cok sevdigim icin annemin akrabalari firindan gun alip tekne ve gorulen kaplarda hamurlari hazirlayip bizi davet ettiler. Corekleri taze taze pistikce erik suyu ile yedik..



Istanbul'da iken haftasonu icin arkadasimin annesinin yasadigi Tayakadin koyune gittik . Sabah kahvaltisinda teyzemiz, erkenden kalkip esi ile patatesli ve peynirli gozlemeler hazirladi.. teyze coluk cocuk, torun sahibi oldukca yasli birisi. ilk gun terasta cay icerken benim psikoloji okudugumu ogrendi. kizindan bunu duyar duymaz "hmm demek dr olacaksin yavrum, benim seninle konusmam gereken bir mesele var, hic kimse gelmesin odaya cok ozel goruseceklerim. gizli kalmali" dedi. bunu duyduguma cok sasirdim cunku koy yerinde onun yasindaki bayanlar psikolojinin ne oldugunu bilmezler.. ayrica ozel ve gizli gorusulmesi gerektigini belirtmesi beni sasirtti. teyzemizin masallahi vardi..:)


Buda sac kebabimiz. sivi yag, tereyagi, et, sebze asama asama eklendi. icerisine sevgi katildi dolayisiyla yemegimiz cok lezzetli oldu :)

Yemegimizin son hali.. koskoca tavayi tertemiz yapana kadar sunnetledik.
Bahcede yetisen sebzelerden yapilan tursular..
Semaverimiz 2 gun boyunca hic bos kalmadi, mis gibi havada cay icmeye doyamadik. Bahcede bulunan ceviz agaclarindan topladigimiz yesil taze cevizleri zar zor kirip yedik. 2 hafta gecmesine ragmen ellerim hala kinali:) bogurtlen, misir ve diger yediklerimi simdilik es geciyorum.. tahin daha fazla dayanamaz bu iskenceye eminim:PRabbim kimseyi aclikla terbiye etmesin.. Verdigi nimetlere ne kadar sukretsek azdir..
Wednesday, August 23, 2006
Deniz ve Cocuk

Fotograf Ekinlik adasindan, Marmara burnu..
Arkadasimin 3 yasinda dunya tatlisi oglu var. Bir gun plajda 5 sularinda annesinden biskuvi istedi. Ilk once yanimda oturarak yedi. Sonra ayaga kalkip denize dogru yurudu. Cocuklari cok sevdigim icin her hareketlerini takip etmeye calisirim. Kucuk bey biskuvisini deniz suyuna daldirip daldirip yemeye basladi :) 3 yasinda bir cocuk deniz ile bir bardak cay arasinda nasil bir baglanti kurdu acaba ? :)
Thursday, July 13, 2006
Wednesday, July 12, 2006
Ah bu çoçuklar
Bu esnada oğlum kızıma şöyle dedi;
Oğlum; Abla kremi ayaklarının altına da sür
Kızım; ayak altına sürmeye gerek yok ki, güneş yakmıyor
Oğlum; güneş yakmıyor ama kumlar çok fena yakıyor, kremi sürki korusun ;))
***
Sabah babaannemin evine geldik. 5 katlı apartmanın 1. katında oturuyor. Çocuklar Tv yi açmak istediler, dedem çalışmadığını söyledi.
Aradan 1 saat geçti.
Yoldan geçen eskiciyi dairenin camında görünce konuşmaya kulak misafiri oldum.
Oğlum eskiciyi yanına çağırmış, 'bu evde tv çalışmıyor, ne kadara alırsınız?' diye soruyordu ;))
Tr ye geldiğimizden beri bir çok komik diyaloglarına şahitlik ettim ancak vaktim kısıtlı olduğundan yazamıyorum.
Ben tatilime devam etmek üzere hoş kalın diyorum..
Sunday, July 09, 2006
Cok Sukur Kurtuldum :)))
bir kac hafta istemeyerek de olsa can dostlarimdan ayri kalacagim icin cok uzgunum hatta icim kan agliyor :Pp fakat canimdan can, canan, cinan sehir istanbul'a kavasucagimdan dolayi pek bir bahtiyarim.
sevgili ryu kun da su an yanimda, hepinizi sevgiyle kucakladigini soyluyor :)
tekrar gorusene dek saglicakla kalin..
Tuesday, July 04, 2006
İnsan değişir mi?
İnsanlar değil, insanların davranışları, özellikleri değişir; insanların bir bütün olarak değiştiğini söylemek çok doğru olmaz.
Yine de soru ortadadır. İnsanların davranışları, özellikleri değişir mi? Rahmetli annemin arkadaş toplantılarında arada sırada duyduğum unutulmaz sözlerden biri şudur: “Otuz yıldır uğraşıyorum, şu adamı değiştiremedim.” Bu sözden, bir eşin diğer eşin davranışlarını değiştirmesinin ya da bir kişinin davranışlarını değiştirmesinin çok kolay olmadığı sonucuna varabiliriz.
Bir insanın davranış değişikliğini gerçekleştirmesi üç aşamalı bir sürecin tamamlanmasına bağlıdır.
1. aşama: Zihniyet değişikliği
2. aşama: Davranış / eylem değişikliği
3. aşama: Sonuçların değişmesi / İstenilen sonuçlara erişilmesi
Birçok örnekte, insanlar bu üç aşamalı sürecin en önemli birinci adımını atlayarak, ikinci ve üçüncüyü sağlamaya odaklanıyorlar. Ancak birinci aşamadaki değişim olmadan ikinci ve üçüncü aşamaya geçmek gözlemlediğim örneklerde pek mümkün olmadı.
Örneğin, bir öğrenci kötü geçen bir sınavın arkasından “bundan sonra daha çok çalışacağım” ya da “bundan sonra daha erken çalışmaya başlayacağım” diye kendine söz verebilir. Bazı insanlar “her gün sabah erken kalkıp bir saat kitap okuyacağım” diye kendilerine söz verirler. Bazı babalar, “çocuklarıma karşı daha az sert olacağım” diyebilir. Fazla kilolarından şikayet eden bazıları da, “daha az yiyeceğim” diye kendilerine söz verirler. Ancak bu tür sözler nadiren tutulur. Bunun nedeni, bu kişilerin mevcut davranışlarına yol açan zihniyeti değiştirmemiş olmalarıdır.
Bir öğrenci kendine verdiği, derslere çok çalışma sözünü tutmaz; çünkü kafasında derslerin çok çalışılmasa da geçilebileceğine dair bir inanç vardır. Her gün sabah erken kalkılamamasının nedeni, “bugün biraz uyuyalım, yarın erken kalkar okuruz” düşüncesidir. Kilo vermek isteyen birinin hâlâ çok yemesinin nedeni, onun bu lezzete ya da karın doyurmaya olan ihtiyacının mutlaka karşılanmasına ilişkin inancıdır. Bu düşünceler, bu zihniyet ya da inanç ortadan kalkmadıkça arzu edilen davranış değişikliği gerçekleştirilemez.
Kişisel gelişim kursları ya da kitapları, bazı insanlarda geçici ya da kalıcı davranış değişikliğine yol açabilmektedir. Kurslara katılanların bir kısmında davranış değişikliğinin ortaya çıkması, onlardaki zihniyet değişiminin şiddetine bağlıdır. Eğer yeni bir düşünceyi tam olarak benimsemişlerse ya da diğer deyişle farklı bir düşünce doğrultusunda tam olarak ikna edilmişlerse, davranış değişikliğine giderler.
Bazıları da, ne zihniyeti, ne davranışı değiştirmeden doğrudan sonucu değiştirmek isterler. Bu hiç parası olmayan birinin galeride duran bir arabaya bakıp “bu araba benim olmalı” diyerek hiçbir şey yapmamasına benzemektedir. Sadece istemekle sonuçlar kesinlikle değişmez. Düşünceler ve zihniyet değişmeden davranışlar, eylemler değişmez. Davranışlar ve eylemler değişmedikçe sonuçlar değişmez. Aynı şeyi yaparak, yeni bir sonuç beklemek, işte şaşırtıcı olan budur.
MELİH ARAT
Monday, July 03, 2006
Osmanli ictimai yapisi uzerine uzman olan Erlanyen Universitesi profesorlerinden Hutterrohta :"Osmanli Devleti, genis topraklarini ve uzerindeki ceşitli kavimleri, Topkapi Sarayi'ndan mukemmel bir sekilde idare ediyordu. O saray da batidaki en mutevazi bir derebeyinin sarayi kadar bile buyuk degildi. Bu nasil oluyordu?" diye soruldugunda, Profesor Hutterroht:"Sirrini cozebilmis degilim. 16. asirda Filistin'in sosyal yapisi uzerinde çalisirken oyle kayitlar gordum ki hayretler icinde kaldim. Osmanli, uc yil sonra bir koyden gececek askeri birligin öyle yemeginden sonra yiyecegi uzumun nereden gelecegini planlamisti. Herhalde Osmanli, devlet olarak insanligin en muhtesem harikasidir" diye cevap verir.
Musibet
1- Belayi Allahü teâlâ göndermistir. Sevgili gönderdigi için tatli olur.
2- Allahü teâlâya, bundan daha büyük bela göndermedigi için sükrederim.
3- Allahü teâlâ, insanlara bos yere, faydasiz bir sey göndermez.
Bir belaya karsilik, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belalari az, ahiretin nimetleri ise, sonsuz oldugundan, gelen belalara sevinirim. Sonsuz olan Cennet nimetleri ile sonsuz olan Cehennem azaplari yaninda, dünyada çekilen birkaç günlük belalarin, sikintilarin ne önemi olur ki? Bela ne kadar büyük olsa da, geçicidir. Bir insanin, hatta dünyanin ömrü, ahiretin sonsuzlugu yaninda, deniz yaninda bir damla kadar bile degildir. Hiç sonu olan bir sey sonsuz olan ile mukayese edilebilir mi?
Saturday, July 01, 2006
Psikoloji Testi
Kendimizi test etmek icin buraya tiklayalim. Cikan ilk sayfada genel olarak hayata bakis acimizi soruyor. Optimist misiniz yoksa karamsar mi? ikinci soru ise gercek ve sahte gulusu ayirmada kendinize ne kadar guveniyorsunuz? yani bilme ihtimalinizin nekadar yuksek oldugunu seciyorsunuz. Bu iki soruyu yanitladiktan sonra 20 farkli yuz ve gulus cikiyor karsiniza. Gercek gulus oldugunu dusundugumuz yuzler icin "genuine", sahte oldugunu dusundugumuz gulus icin "fake" seciyoruz.
Psikoloji okumaya basladigimda hocamiz ile ilk sohbetimiz de, "psikoloji egitimi aldiginizda kimse size yalan soyleyemeyecek, soylediginde aninda fark edeceksiniz, size sahte gulus sergileyenleri de ayni sekilde fark edeceksiniz" demisti ;)
Friday, June 30, 2006
Hz. Mevlana'dan Dua
Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânina göre bize muâmele eyle.
Yâ Rabbî!
Kerem ve lütfunla hidâyet ettigin kalbi tekrar dalâlete, sapikliga meylettirme.
Belâlari bizden sarf eyle, çevir ve degistir.
Ey affi çok olan, günahlari örten Rabbim!
O günahlar dolayisi ile bizden intikam alma. Bize azâb etme.
Yâ Rabbî!
Biz nefis ile seytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanini bize saldirtma.
Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim!
Taleb ve duâ üzerine nasil olur da kerem etmezsin. Sen kerem sâhibisin.
Ey mahlûkâtin, yaratiklarin canlilarin ihtiyâcini gideren Rabbim!
Sen varken hiç bir kimseyi hatirlamak ve ondan bir sey ummak lâyik degildir.
Yâ Rabbî!
Rûhumda bir ilim katresi var. Ilâhî onu hevâ rüzgariyla ten topragindan muhâfaza eyle.
Ey ihsâni çok olan Rabbim!
Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
Ey affetmeyi seven Rabbim!
Bizi affeyle. Isyân derdimize çâre eyle.
Ey yardim isteyenlerin yardimcisi!
Bizi hidâyete çikar.
Yâ Rabbî!
Duâ ve yakarislarimizda sana lâyik olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmus isek, o kelimeleri sen islâh et ve duâmizi kabul buyur.
Çünkü sözlerin hâkimi ve sultani ancak sensin.
Ey âlemin yaraticisi!
Kasvetli, kararmis, katilasmis âdetâ tas gibi olmus olan kalbimizi mum gibi yumusat, feryâdimizi, âh u vâhimizi, hos eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
Bizi köle gibi kullanan bu serkes nefisten bizi satin al.
O nefis biçagi kemige dayandi (zulmü canimiza yetti).
Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açik her seyi bilirsin."
--------------------------------------------------
Cumaniz Mubarek Olsun...
Hint Yemekleri (Continued)
Chapati ile ustteki acili soslar birlikte yerken oldukca lezzetli oluyor.
bazilarina aciyi sevmek zevk verir. insan aciyi neden sever ? neden bile bile kendine aci cektirir? neden buna izin verir? yenen yemeklerin acisi belki su icince gecer ya diger acilarin.. ?insani cektigi acilar mi ayakta tutar, daha guclu hale getirir ? aci nasil bal eylenir?
Wednesday, June 28, 2006
Kalbin uzerinde titreyen huzun..
Yusuf’un askiyla Zuleyha oyle bir hale girdi ki artik her sey ona Yusuf demekti ve Yusuf’a yakinligi nisbetinde muteberdi.
Bundan sonar, dedi Zuleyha, nasil eskisi gibi konusur, eskisi gibi guler ve aglarim? Nasil ayni agac olur artik ayni olmayan agac, benim kalbimin uzerinden Yusuf gecmisken? Nasil eskisi gibi gorunur evren gozume hicbir vasfi artik eski vasiflarinin hicbirine benzemiyorken?
Dilim Yusuf’un adindan baska bir sozcuk telaffuz edemiyorken, kustan, agactan, sudan nasil soz acarim?
Kus, diyorsam, Yusuf demek istiyorumdur. Agac da Yusuf demektir. Su, Yusuf’un ta kendisi. Nasil olur da Yusuf olmayan bir ismi agzima alirim?
Gordugum her sey bana Yusuf diyorken, ve dahi gordugum her sey bana Yusuf suretinde geliyorken, nasil olur da gozlerim Yusuf’tan baska bir surete deger?
Bir gun, Efendim, dediyse bana Yusuf, Yusuf’un dilinde ve sesinde bir araya geldiyse Efendim sozcugunu sozcuk kilan sesleri isaretleri, E, F, tekrar E, arada bir N, D, I, ve M. Harflerin en kutlularidir bunlar bana gore, efendim’dir sozcuklerin sahi bundan boyle. Icim sizlamaksizin nasil efendim diyebilirim, a benim Efendim?
Kole yaziyorsa Yusuf’un kagidinda veya kolenizim, dediyse bir gun Yusuf bana, o zaman kole’dir sozcuklerin sahi. Cadir, dediyse bir baska gun, cadir bosluga dagittiysa kendisini olusturan seslerini Yusuf’un agzindan, sozcuklerin kutlulari arasina cadir da girecektir.
Gul mu dedi Yusuf, yoksa ates mi, zumrut mu dedi, yoksa buhur mu, inci mi, yoksa kelepce, yoksa zincir mi? Mezbele mi dedi ya da hazine mi?
Bundan boyle sozcuk dagarcigim Yusuf’un dilinden dokulen sozcukler kadardir.
Ayagi bastiysa Yusuf’un deri sandaletleri icinde ya da ciplak ve urpertili, su mermer basamaklara, geciyorken yanindan surunduyse Yusuf’un etekleri su pirinc trabzanlara, su tepsiye dokunduysa Yusuf’un parmak uclari, su disari bakan pencerenin tutamagina, su ice acilan kapinin tokmagina, su muhurlu vazoya, su orten perdeye, su koruyan cibinlige.
Su ufka degdiyse Yusuf’un gozleri, su akasyalar ve mersin agaclari uzerinde gezindiyse Yusuf’un derin bir kuyu gozleri,
su tavani yildizlarla kapli tapinaklari, su topraga, su kademeli ehrama
degdiyse Yusuf’un siirsiz gecilemeyecek kadar derin bir kuyu olan gozleri,
su odada nefes aldiysa Yusuf, solugu dagildiysa bosluga,
sanavber ve simsir agaclariyla kapli su yolda yuruduyse Yusuf, adimlari tarih dusundurduyse su yola,
benim dunyam ancak bu kadardir bundan sonra..
kirazlar irgalaniyor amman amman
Istanbul'da bekleyenim yok belki ama koyde beni bekleyen bir kiraz agacim var ;)
Ana gibi yar olmaz diye bosuna denmemis... Rabbim uzun, hayirli, sihhatli, bereketli bir omur nasip eder insaallah..
Hasir risalesi
Monday, June 26, 2006
1 Kurusluk Ikea Sandalyesi

Koskoca Ikea magazasi bugun oynanan England & Ecuador futbol maci uzerine iddiaya giriyor. Ingiltere yenerse, Jeff markali 6.49 olan sandalyelerini 1 pence e (1 kurus) satacagini internet sayfasinda bildiriyor.
1 gunluk olan promosyonu kacirmamak gerekir. Sabah ilk isim Ikea'yi ziyaret etmek olacak insaallah. Kasaya gidip 6 kurus odemek komik&garip olsada bahceme kirmizi sandalyeler cok yakisacaktir eminim ;)
Tuesday, June 20, 2006
Gonul Penceresinden..
Bu hadisi hatirlatan Vehbi Vakkasoglu hocamizdan Allah razi olsun.
Cumartesi&Pazar Londra'da konferans verdi. Sohbetini aklimda kaldigi kadari ile yazacagim insaallah. Konu sevgi uzerineydi. Hocamiz konusmasini dinleyicilere bir soru sorarak baslatti.
Bilene kitap hediye edilecekti ancak soruyu cevaplayan cikmadi.
Soruyu bilene buradan kitap armagan edemem ama en son postuna 3 yorum yazma sozu verebilirim:P
Soru; Peygamber Efendimiz (s.a.v) yerken, icerken, savasirken kisaca yasarken sevgiyi temsil etmistir.
Bu durumda efendimiz uzumu yerken sevgiyi nasil temsil ediyordu ?
Sunday, June 18, 2006
Cayli Klavye
Islananlara degil bosa giden bir bardak guzelim caya uzuldum. Bir yudum icmeden dokuldu gitti..
Saturday, June 17, 2006
Toplanti/misafir/yolcu/hint mutfagi-yemekleri
Cuma gunum cok yogun gecti. Sabah 10 da okulda veli toplantisina katildim. Bir kac gun kalabaliga karismadigimda gordugum herkes ile muhabbet etmeye konusma hasretimi gidermeye calisiyorum. Tanidiklari gormek, ayak ustu konusmak beni ziyadesiyle memnun etti.
12 de eve geldim, 4 de gelecek misafirim icin son hiz temizlik ve hazirlik yaptim.
7 de misafir giderken bir sonraki gun Tr'ye gidecek arkadasim geldi. Onunla Tr'den gelen baska bir arkadasimizi ziyarete gittik. Istanbul'un havasini teneffus ettim sohbet esnasinda adeta;) Yolcu olan arkadas ile vedalastiktan sonra 8.30 da davetli oldugum, senelerdir ailece tanidigimiz Hint (gucurati) aileye yemege gittik. Kalabalik bir davet idi. Arkadaslarim ile baharatli yemeklerden tadarken zevkli sohbetler ettik.. Bazi yemeklerin acisina dayanamayanlar kendilerini bahceye atip bahce hortumundan su icti ;)
Senelerdir Hint mutfagina asina oldugumdan yemekleri bana hic aci gelmiyor ..
Menuden secmeler..

Hint mutfagi nufusu gibi cesitlidir. Bazilari Hint mutfaginin pilav ve curry den olustugunu dusunur. Halbuki iklim ve cesitli dinlerden dolayi yemekler bolgelere gore farklilik gosterir. Ornegin; Hindular sigir eti, Muslumanlar domuz eti, Budistler ise hicbir et cesidini tuketmiyor. Bu da onların yemek kulturu egilimlerini belirliyor.
Bu fotografta gorulen kirmizi tavuk :P
Hint mutfaginin mahiyeti aromali baharatli yemeklerden olusmaktadir. Her yemek icin ayri bir kac cesit baharat kullanilir. Siyah kimyon, hardal taneleri, tarcin cubuklari ve zencefil yaygin kullanilan baharatlar arasinda. Ustaca karistirilan baharatlarla Hint yemeklerinin lezzeti artar. Bu baharatlar ayni zamanda istah acici ve sindirime faydali olma sebebiyle de kullanilir.
Yemekler kepekli un ile yapilan chapati ekmegi ile yeniyor. Hemen sofraya oturdugumdan resmini cekmeyi unutmusum ;) Chapati dedigim hamur isi bizim gozlemelerimize benziyor. Yapimi kolay ve ekmege gore daha az masrafli. Iki kisilik aile icin senede bir cuval un yeterli geliyor.
Kuzeybati bolgesinin yaygin yemeklerden birisi biryani; pilav ve kuzu etinden yapilir.
Mangolar cok tatliydi..
Bahcede cayimizi ictikten sonra 11 sularinda eve geldik. Isteyenler icin yemeklerin tarifini ayrica yazabilirim.



